Türkiye’de İş Teftişi: Denetlenmeyen Sermaye, Dizginlenmeyen
Sömürü - ÖZET
Bu araştırmada,
ILO’nun (Uluslararası Çalışma Örgütü) istatistik veri tabanı ile Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın resmî yayınları mercek altına alınmıştır. Hem
konuyla ilgili istatistiksel verilerin ülkeler arası karşılaştırmasından, hem
de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının “proaktif iş teftişi” kisvesi
altında izlediği politikanın ayrıntılı bir incelemesinden şu sonucu çıkarmak
mümkündür. Bakanlık ve elbette esas olarak AKP iktidarı, teftiş sisteminin
“etkinliğini” güya artırmak amacıyla onu öyle etkisiz hale getirmiştir ki,
mevcut haliyle sistem, işçi haklarının işverenler tarafından gasp edilmesini
önlemekten ziyade kolaylaştırmaya hizmet etmektedir. Böyle bir teftiş
politikası iş hukukunun evrensel normlarıyla bağdaşmadığı gibi, 12 Eylül artığı
Anayasaya bile aykırıdır. Zira iş müfettişlerinin sayısı kasıtlı olarak düşük
tutulmakta ve mevcut müfettişlerin aslî görevlerini yapmaları Bakanlıkça fiilen
engellenmektedir. Örneğin son yıllarda, çalışan nüfusun her 100 bin kişilik
dilimine Türkiye’de sadece 2,8 iş müfettişi düşerken, bu oran Güney Afrika’da
11’e, Bulgaristan’da 14’e çıkmaktadır. Sayıları kasten çok düşük tutulan iş
müfettişleri, Bakanlık marifetiyle bir de “başka işlerle” meşgul edilince,
sermayedarlar için kuralsız/denetimsiz sömürü olanakları daha da artmaktadır.
Patronlar sınıfının
sahip olduğu dizginsiz sömürü serbestisine, iş cinayetleri, meslek
hastalıkları, ağır ve tehlikeli çalışma koşulları, ücret gaspları ve diğer hak
ihlalleri eşlik etmektedir. Bakanlığın, işyerlerini denetleme yükümlülüğünü
taammüden ihmal ve suiistimal ettiğini kanıtlayan bir diğer gelişme, 2011
yılında hayata geçirdiği “programlı/proaktif teftiş” stratejisidir. Teftişlerin
“ihtiyaca göre işveren veya işveren vekiline haber verilerek” yapılması1
(burjuva basınında kullanılan tabirle “çat kapı teftiş” döneminin
sonlandırılması); teftiş sırasında “noksanlık ve aykırılıklar tespit edilmesi
halinde doğrudan idari para cezası uygulanması yerine”, istisnai örnekler
dışında “teftişe ara verilerek, noksanlık ve aykırılıkların giderilmesi için
işverene süre verilmesi”2; bu süre zarfında “eğitim, iletişim ve
bilgilendirmeye ağırlık veren”3 faaliyetler yürütülmesi, “işverenler
üzerinde nazikçe bir psikolojik baskı”4 kurulması, AKP iktidarının
“programlı/proaktif teftiş” stratejisinin temel unsurlarını oluşturmaktadır.
İktidarın müfettiş ve teftiş sayılarıyla ilgili tercihi gibi “nazik teftiş”
tercihi de, işçi haklarının denetim kaygısı olmaksızın ihlal edilmesine siyasi
güvence sağlamaktadır.